2mizrengi

19/1/2009

Aşkı, fuhşa zorluyorlardı kalp diplerinde
Öylesine ‘tiz’ bağırmaydı seslerimiz..
alkole tutulmuş satır aralarıydık biz.
Yatırılmış karakterlerin mahkumiyetinde,
günahlarımızı satıyorduk

Sahi..
Ölümün rengi neydi?

Bir resmin peşi sıra
Tanrı
ve ıslak adımlarda eylül
iki yokluk arasında, secdeye durduğum yalvarmalarım
ve seni istemelerim,
ölüm gibi kayboluşa düşerken,
Tanrı
ve tabloda sen gizi..

Sahi..
Aşkın rengi neydi?

Yalnızca gerçek olan, ruhumun küflü işlemeleriydi. Verilmiş bir sözün avuç içi çizgisiydi..
Öznesi çözümsüz cümlelerimde sen yokluğu sancılanırken, istiyorum seni.

Sahi sevgilim..
İkimizin rengi neydi?

11 yıl gibisin..bir resmin peşi sıra Tanrı ve ıslak adımlarda eylül düşünürken, iki yokluk arasında secdeye durduğum yalvarmalarım aklımı kemiriyor.. ve seni istemelerim ölüm gibi kayboluşa düşerken, Tanrı ve tabloda sen gizi ıslanıyor..

Şimdi ayaklarına yol olma vakti..
vakit,
satır arası
alkole yatırılmış karakterlerin mahkumiyetinde günahlarımızı satma vakti…

vakit seni sevme vakti..
biz aşıktık;
sen, puslu bir gece.


Kaan Özer
12 Mart 2006
03:03

anektodlar

15/10/2008

Virajı alamayınca;

Üstümüze devrildi hayat

‘’Sırtım kanıyor’’ dedin

‘’Benimde’’ dedim

Meğer şanzıman yağıymış


Kalbime demir atmış bir hüzündü eskiden şimdiyse gözlerime vurdu karanlığın ıssızlığı. Bir hayaldi içinde yaşadığım, bir anlık düşüşümde neye uğradığımı şaşırdığım. Şimdi kalbimin taş sınırlarının bir kıyısında sallanmaktayım. Zaptedilemez bir boşluk kapladı hislerimi. Damarımda gezen alkolden daha etkili (g)özlerin, bakar bakmaz şarhoşum. Bana uzatılan tüm eller bir çocukluk gülüşüydü düşlerimin, benim bir türlü onlara gülemediğim...


Işıklar vuruyordu yüzüme; bir şehrin anısı, bir ölümün habercisi gibi...
Özlemim yitik çocukluğumdan öteye gidemiyordu.
Buğulanmış yüzlerin arasında gölgeli kalıyordu yalnızlıklar.
Okşama yüzümü!
Bir hayatı mahvettin!
Başka bir ben mi; boş ver gitsin. Bir kez daha ölecek gücüm kalmadı...


Sırtlandığı o derin karanlığı taşıyabilecek mi ruhum?
Balgam gibi boğazına saplanmış korkudan sıyrılabilecek miyd?
Feleğin becerdiği umutlar yeni maskelere gebe yine...
O korkutucu bakışları yırtarsam yeni gözbebeklerin bitecekti suretimde, biliyorum. Duyuyorum yardım çığlıklarını sen dillendirmesen de.
Adım kayarsa ellerinden, sakın tutma! Bırak.
Kupkuru ağzından düşecek bir ''elveda'' daha istemiyorum.






Düşünüyorum da
 nilüferleri hiç kıskanmadım ben
 bir gelincigim...
sessiz, sakindir onlar kuğu kuğu salınırlar durgun sularda
ama dokunsan pul pul elinde kalan
 kelebegin kanadı gibidir gelincikler
kıskanırım rüzgârlardan
 ve bir de ellerimden daha uzanmadan uzanma niyetindeyken
daha dağılır gider kan kan parmaklarımın ucundan




Hala kıpkırmızı gelinciklerin arasından ,
güneşe karşı yürüyen o küçük kızım ben.
İleriyi görmeden, yalnızca güneşin sıcaklığını hissedip,
 gelinciklere dokunarak ilerliyorum...





ahh aşk
ahh hüzün
al beni içine
büyüt kalbimi pislenmiş kalplerden uzakta.
emzir bütün durulugunla beni

saatler inerken gecenin sürgün vakitlerine,
karındeşenlerim olurdun,
sıfatsız ümitlerin,sahipsiz gölgelerine and olsun ki,
vefakar bulutlar kadar yarımdın
ellerimden sızan kan pıhtıları gibi
kayıp gittin sabahlarımdan,
mavi düşlerim senindir artık,
şikayetim yok,
içimde biyerlerde de olsa,
benimle kal,
yeter..

'Bir vazoda ötenazi bekleyen çiçeklerin beklemelerindeyim”.
Gözyaşlarımla kirlenmiş yanaklarımdan eksilen,
Sevgi dokunuşlarının izlerindeyim.
Ne bitmez hayaldir bu,
Ne tükenmez umuttur,
Beni yaşatan.
Kanım çekiliyor bak damarlarımdan,
Ölüyorum.
Mayınların üzerinde gezmek kadar tehlikeli seni özlemek,
Serseri bir kurşuna hedef olmak kadar korunmasız.
Biliyorum.
Sabit bir noktaya kilitlenmiş gözlerimden fırlayan
Deli bakışlarımla,
Koparılmış çiçeklerin sessiz çığlıklarındayım.
Çiçekler kadar güne bakamadım.
Senden kalan son damlada,
Sana yeniden başlayamadım.
Ne yapayım sana bir çiçek olamadım...

Gitmeler

15/5/2008

Herşeyin ikincisi yenilgidir,
Her dönüş ispatıdır biraz da kaybetmişliğin
Maluptur ileriye bakamayan
Bakamaz ki bir türlü pişmanlığından
Onu tutar geride bıraktığı her neyse
Daha da bağlanır ardında kalana
Terkedilen çabuk büyür, hüzün kalana düşsede
Pişmanlık hep gidenin payına
Ayrılık zor zanaat, kimse yüzde yüz gülemez
Kimse yüzde yüz gidemez
Giden dönüyorsa, sevdiğinden değil kaybettiğindendir
Ve aradığını bulamadığından
Dönene kapıyı açmayın
Sevseydi o, gitmezdi hiç bir zaman
İşte bu yüzden dönene kapılarınızı birdaha asla açmayın
Ve sen
Gelme
O kapı hiç açılmayacak sana
Eski rüzgarların sözü geçmez terkettikleri dağlara
Geceye yeni şiirler gerek, gemiye yeni fırtına
Her eylüle başka yağmur
Kalana taze baharlar lazım
Ve gidene biraz yürek
Kaçanlar pişman şimdi
Kalanlar, sevmeye devam edecek.

gidiyorum

1/5/2008



Puslu bir sabah ayazını peşimden sürükleyerek gidiyorum..
Yalnızlığımı köhne bir sandalın sahipsiz sürüklenişine bırakırken, hüznüm ardından ağlıyordu..
Alışkanlığından vazgeçen bir tiryaki gibi sıkıp yumruklarımı, arkama dönüp bakmadan gidiyorum..
Sahibi olmadığım ama üzerime zorla giydirilen bir beden büyük bütün kaçışları ihtiyacı olanlara bırakacaktım, vicdanım el vermedi..
Usulca soyundum ve sahiplerine geri verilmek üzere bir kenara bıraktım hepsini, gidiyorum..
Umudum küçük bir kız çocuğu, el sallayarak çağırıyor beni uzaklardan. Israr etmeyeceksin kalmam için ama hani olur ya, yine de etme..
Yapamadığım tek şeydi baharda kardelen yetiştirmek. Sen onu istedin, mahcup oldu yüreğim, gidiyorum..
Oysa benim de hayallerim vardı; dans edecektim yağmurda, sonbahar’a vedaları değil gülüşleri yapıştıracaktım, çiçekler alacaktım olur olmadık zamanlarda..
Fazla geldi çıplak elle çizdiğim resim tuvaline. Konuşturma beni giderayak çünkü ödünç aldım suskunluk adını verdiğin silahını, gidiyorum..
Eskiden olsa eteğimi çekiştirip beni kandırırdı içimdeki çocuk, üzüleceğimi bile bile..
Gözlerine buzdan sarkıtları sen mi yerleştirdin ki artık ağlayamıyor bile..
Onu bu kurak, duygusuz ve yeşili az topraklarda, her şey iyi olacak gibi asılsız vaatlerle büyütüp, hayata kazandırmam olanaksız..
O çok sevdiğin korkularını, her mevsime açık pencerenden içeriye bırakarak, içimdeki her şeyden habersiz çocukluğumu yanıma alarak gidiyorum..
Sen bir bedenle sevişmek istedin, bense yüreğinle ve beyninle ve gözlerinle...
Adımlarımızın uyumsuz olduğunu neden hemen kabullenemedim diye kırılarak kendime, gidiyorum..
Şimdi notaları sahipsiz ve öksüz kalmış yarım bir şarkıdır sevmek..
Sürüklenmiyorum dikkat et, gidiyorum.. Sessizce ve hiçbir şey yaşamamış gibi..
Yüreğimi çıkartıp her şeyiyle masaya dökerken, senden daha cesur olduğum için utanma sakın...
Bu cesaret, çocukların masum dualarından çaldığım inatçı bir bekleyişti sadece..
Bir bedeni değil, bir yüreği özlediğin vakit, umarım zamanın olur güneşin doğuşunu huzurla izlemek için..
Bana ait olan ve olmayan bütün soruları ve cevapları ardımda bırakarak gidiyorum..
Az kullanılmış ve bayandan bir sevda bırakıyorum sana..
Yolun açık olsun...!




Kurşun rengi bir geceye takıldı kanadım

Önüme dökülen yıldızları toplayamadım

Anlayacağın uzanamadım umutlara...

Yıldız dediğin nedir ki? Nedir ki umut dediğim ?

Karanlık içindeki yıldızdı umut !

Ama gündüz ismi yoktu yıldızların...

Yıldıza yıldız demek için geceyi,

Umudu beklemek için umutsuzluğu seçtim.

Hani varken değeri bilinmez ya sevgilerin,

Elleri soğuk gelir ya yıllanmış sevgilinin...



Vazgeçtim artık yıldız toplamaktan

Ala şafaktır her yıldızın sonu

Yıldız ne işe yarar

Bir çift göz yoksa yanımda bakacak.

Gecenin üstüne yürürken,

Binlerce tohum serpilir içime bilir misin?

Bilirsin elbet, benim bile bilmediğim binlerce acıyı

Senin saçlarına kelebekler konar, kuşlar can çekişir.

Binlerce umut kolayca ölür mü ?

Sökülmez mi ciğeri umudu ölen insanın ?



SEN SANIRSIN Kİ İNSAN SEVDASINI İÇİNE GÖMER,

BENİM SEVDALARIMSA SEVDA GİBİDİR, İNSANI GÖMER !




Beklemek kadar kalmışsa bir sevgi

Ve sadece özlem besliyorsa içindeki yetimi,

Kaçacak yerin kalmamışsa yani...

İşte hayat burada hayat olmuştur senin için.

Dağlar yıkılır, sular kurur içinde...

Bir düşün !

Nasıl da seni korkutan kapkara bir kabus oluvermiştir

O güzelim düşün.

Sonra ölüme anlam vermeye çalışırsın anlamsızca...

Binlerce kurşun sıkasın gelir içindeki uçurumlara !

Sen bir dost ararsın elini tutacak nafile !

Yoktur Eli yaşadığın diyarda insanların...

Vazgeçeli birkaç satır oldu yıldız toplamaktan...

Bir kumaş üstüne yıllar önce işlenmiş bir oya gibiydi,

Bir emekti sevdam !

Kendimden geçişimdi,

Umuda uzanırken yere düşüşümdü,

Kalkamayışımdı,

Hiç duymadığım türküleri duyurmaktı,

Türkü türkü yaşamaktı seni...

Ama vazgeçeli birkaç satır oldu artık yıldız toplamaktan...

Vazgeçtim bu sevdadan
...

meLanKolİ...

11/4/2008

bir gün birinin yüzüne tükürmek istersem o heralde kendi yüzüm olurdu !
başkalarını suçlayamazdım dengesizliklerim için yanlış aldığım kararlar için ya da herkese saf saf güvenip inandığım için …
kendimi önce çözebilmeliydim başkalarını çözebilmek için …
neden kızarsınız ki bana anlamam, neden küsersiniz, neden sessizce gidersiniz ?
boşuna kürek çektiğim yılları telafi edemedim ki ben, daha başkalarının derinlerine demir atayım, yaralarını sarayım, orda kalıp konaklayım …
sığınacak bi liman bulamadım ki savrulmaktan kurtulayım, bağlanıp bi yerde kalayım …
zaten aldığım vuruklardan, çatlayan dudaklarımdan akıtacak sözüm kalmadı artık anlatacak gücüm kalmadı kabul ettirecek takatimse hiç yok
beni yanlış gösteren kendime …
ben önce kendimi aşamadım karanlıklarıma hapsoldum
kalıntılarımın altında ezildim çığlıklarımı sadece kendime dinlettim …
boyun eğmekten boynum biraz bükük kaldı …
aldığım darbeler beni on yıl öteye attı …
sonunda hep kendimle kaldım …
hayat törpüledi kırıklarımı,
nasır tuttu artık kanayan yaralarım …
ama ne değişti ?
yine aynı başlangıçlar aynı bitişler …
ama ben çok şey ögrendim, bi tek ben çok değiştim
peki neden etrefımdakilerin biri bile değişmedi benim için ?
fedakârlık herkes yapar yada yaptığını sanar
ama asıl benimkiydi gerçek olan kendimden vazgeçtim ben kendimden !
doğrularımdan, çıkarlarımdan, arayıpta bulamadıklarımdan …
benden vazgeçtim ben benden !
artık bi anlamı kalmadı gerçi tekrarlamaların …
yaşadıklarımı bi daha yaşamayaysa hiç gereksinim duymuyorum …
şimdi yeni arayışlar içindeyim …
kendimi arıyorum gören varsa titretsin !
sadece msnimdeki sahte pencerelerin 0.0 şiddetindeki sarsıntılarından bahsetmiyorum
kalbimin acılarını, sevinçlerini, haykırışlarını, göz yaşlarını tekrar canlandıracak büyük depremlere ihtiyacım var !!!
bide beni göçük altından çekip çıkaracak bir kurtarıcıya …
n’olur çabuk gel yanıma, nefesim tükeniyo sensiz aldığım her solukta …

beni bütünde aramayın, satırların sözcüklerin arasına sakladım kendimi …
kimse bulamasın, daha fazla silemesin diye çabalarım …

başlık yok

3/4/2008

Kopkoyu bir yalnızlık demledim kendime. Yanında ne kızarmış ekmek kokusu, ne de annemin yağlı, reçelli ekmekleri... Kopkoyu, bir yalnızlık demledim kendime...

Önce bir eşik yaptım, en soğuk mermerden. Yetmedi... Ardından bir sıra duvar ördüm, en kalın taş bloğu ile, sadece bir sıra... Yine yetmedi... Ardından bir sıra, bir sıra daha. Ben bir koydukça, beş koydu yaşam. Örüldükçe örüldü, yükseldikçe yükseldi...

Duvarlarından ışık sızmıyor surlarımın. Kopkoyu bir karanlık ördüm kendime...

Şimdi güneşin ne doğuşu, ne batışı görünür oldu buralardan. Grubun turuncu, sarı rengi yok artık. Yok artık mavinin yeşile çalan tonları. Yok artık pembe, beyaz pastel bir bahar...

Çok zamandır kumdan kale yapıp, bir dalganın alıp, götürüşünü beklemedim. Çıplak ayakla kumsalda koşmadım. Deniz kabuğu toplamadım. Çok zaman oldu, nilüferlerin yaprağından, tırtılın umuduna kanat açmayalı...

Çok zamandır yağmura yakalanmadım. Saçlarımdan süzülmedi damlalar. Çok zaman oldu, gökkuşağı görüp, çığlık atmayalı. Çok, çok zaman oldu pencerenin buğusunda bir resmin kayboluşunu beklemeyeli...

Çok zaman oldu fotoğraf makinemle yaşamın bir karesini dondurmayalı... Bir bahar dalından düşen çiğ damlasını yakalamayalı. Bir şelalenin sesini resmetmeyeli.

Çok zaman oldu tüm çocukları toplayıp, yaz okulu açmayalı... Akşam iş dönüşü onlara şeker almayalı. Bahçede saatlerce zıplamayalı. Yaz bitiminde onlara sözde karnelerini dağıtmayalı. Çok, çok zaman oldu...

Çok zaman oldu, minik ellerle beraber dev bir kardan adam yapmayalı. Kar topundan kaçmayalı. Kara yatıp, iz çıkarmayalı... Çok, çok zaman oldu...

Çok zaman oldu bir şarkı tutmayalı, yüksek sesle bir şarkıya eşlik etmeyeli. Kahkahaların sığmadığı bir odada bulunmayalı, sessiz film oynamayalı... Çok, çok zaman oldu şen şakrak bir şarkının notalarına tutunup dans etmeyeli...

Yüreğim bir serçenin kanadı üzerinde atmıyor uzun zamandır...

Kopkoyu bir yalnızlık demledim kendime. Yanında mı? Sadece kalemim ve göz yaşlarımla ıslanmış satırlarım...